1500 yıllık bir geçmişe sahip olan İncil’in kaybolmuş 42 sayfası, yapılan yeni araştırmalar sonucunda gün yüzüne çıktı. Hakan Kaplan’ın 30 Nisan 2026 tarihli haberine göre, Yunanistan’ın Aynaroz yarımadasında bulunana Megisti Lavra Manastırı, 963 yılında kurulmuş olup, dünyanın en eski ve hala faal olan manastırları arasında yer alıyor. Yüzyıllar boyunca, bu manastırda binlerce el yazması eser korunmuş; ancak bazıları ne yazık ki kaybolma sürecine girmiştir.
1218 yılında bir keşiş olarak bilinen Markarios, 6. yüzyıldan kalan Codex H isimli İncil el yazmasının sayfalarını çıkararak bir yorum kitabının kapağına yapıştırdı. O tarihten itibaren, bu eser kaybolmuş sayfalarıyla birlikte büyük ölçüde kayıp olarak kabul edildi. Bu kaybolmuş sayfalar zamanla farklı ülkelerdeki koleksiyonlara dağıldı ve günümüzde Paris, Torino, Kiev, Moskova ve St. Petersburg’da parçaları bulunmaktadır. Bazı sayfalar ise üzerlerine yeniden yazılarak okunamaz hale gelmişti.
Glasgow Üniversitesi’nden ilahiyatçı Garrick Allen ve ekibi, bu okunamaz sayfaları kurtarmak amacıyla multispektral görüntüleme tekniklerini kullandı. Bu yöntem, normal şartlarda gözle görülmeyen mürekkep izlerini ve parşömenin kimyasal değişikliklerini görünür hale getiriyor. Allen, bu süreci şu sözlerle açıkladı: “Yeni mürekkeplerdeki kimyasallar, karşı sayfalarda bir yansıma etkisi yarattı. Bu izler bazen gözle zor seçilebilirken, görüntüleme teknikleriyle birkaç sayfa derinliğine kadar net bir şekilde okunabilir hale geldi.”
Ukrayna ve Rusya’daki erişilemeyen sayfalar için de aynı teknik dijital görüntüler üzerinden uygulandı. Araştırma sonucunda 42 sayfa kurtarıldı ve bu sayfalar, Pavlus’un Mektupları için bilinen en eski bölüm listelerini, dönemin yazıcı notlarını ve 6. yüzyıldan kalma düzeltmeleri barındırıyor. Garrick Allen bulguların önemini ise şu şekilde vurguladı: “Codex H, Hristiyan kutsal metinlerini anlamamız açısından son derece değerli bir kaynak. Bu kadar yeni kanıta ulaşmak gerçekten muazzam bir gelişme.”
Bu çalışma, Yeni Ahit’i Notlandırmak projesinin bir parçası olarak gerçekleştirilmiş olup, bulgular, kutsal metinlerin antik dönemlerde sabit bir biçim almadığını, çeviri ve kültürel etkileşimlerle zamanla değiştiğini ortaya koyuyor.